> Son zamanlarda bir Hıristiyanlık-Yahudilik çatışması başladı. "Da Vinci'nin Şifresi" adlı kitapta Hz. İsa'nın evlendiği, çocuk sahibi olduğu, soyunun bu çocuktan devam ettiği, bu soyun son temsilcisinin de hayatta olduğu iddia ediliyor. Kitap dünya kitap listelerinde en çok satanlar listesinin başında yer alıyor. Bu iddialar Hıristiyanlığın temel inanç sistemine bir saldırı anlamı taşıyor olmalı ki, "Hz. İsa'nın Çilesi" adlı bir film yapıldı ve şu günlerde tüm dünya sinemalarında gösterilmeye başlandı. Filmde Hz. İsa'yı Yahudilerin öldürdüğü konusu işleniyor. Bu çekişmenin arkasında neler var?
M. KAYNAK: Evet son zamanlarda şunu görüyoruz, dünya üzerinde kitaplar yayınlanıyor ve bu kitaplar dünyadaki temel çatışmanın dini olduğunu ifade ediyor. Mesela "Da Vinci'nin Şifresi" adlı kitapta İsa'nın soyundan gelen insanların hala bir takım yönlendirmeler yaptığı iddia olunuyor. Ben 2000 sene sonra insanların soyundan gelenlerin, hala etkili olabileceğini bilmiyorum. Ona tıp adamları karar verirler. Ama şunu gözlüyoruz, bugünkü mücadeleler geçmişte Birinci Dünya Savaşı'na, İkinci Dünya Savaşı'na ya da soğuk savaşa yön veren temel çatışmalardan çok farklı değil. Ama metot değişik. Bugünkü din çatışmasını aslında bu mücadelenin temeli değil, sadece bir aracı olarak görmek lazım. O bakımdan yazılan bir sürü kitaplara bakılarak dünyada gerçekten dinsel bir çatışma olduğunu zannetmek hatadır. Ama bu kitaplar okunarak tarafla-rın nasıl bir metot uyguladığı öğrenilebilir.
Soğuk savaş döneminde çatışma, sağ ile sol arasında idi veya NATO ile Varşova Paktı arasındaydı. Şu anda bakıyoruz ki, bütün bunlar hiç ortada yok. Sadece dünya üzerinde dinsel bir çatışma var gibi gözüküyor. Ama aslında o gün ne için çatışılıyorsa, dünya üzerinde hegemonya kurmak, iktisadi çıkarlar, siyasi çıkarlar var ise, bugünde aynı çıkarlar için çatışılıyor. Dini çatışmaları, meselenin özü olarak görmek yerine, araçları olarak görmek lazım.
Bu açıdan şunu görüyoruz, mesela "Da Vinci'nin Şifresi" kitabı, Hz. İsa'yı küçültücü bir tavır takınırken "İsa'nın Çilesi" filmi de Yahudileri itham eden bir tavır sergiliyor. Bu dinsel bir farklılıktan kaynaklanmıyor, siyasi ayrıştırmalardan kaynaklanıyor. Bu kitabı yazdırma gereği duymalarının sebebi, dünya üzerinde çatışan güçler, aslında bir kitap değil, çoktan beri "Tapınak Şövalyeleri" gibi, bir sürü yayınlar yapılıyor, savaş aracı olarak dini seçtiler. Dini seçtiklerine göre halkı bu savaşa inandırmak ve bunun arkasında toplamak gerekiyordu. O yüzden de böyle kitap furyası ortaya çıktı. Dikkat ederseniz sadece Hıristiyanlığın içinde değil, daha evvel Medeniyetler Çatışması'nda da temelde İslam olan bir düşünce ile Batıyı karşı karşıya getirmek gibi bir strateji izlendi. Bizim söylediğimiz, bunu önündeki bir perde olarak görün fakat onun arkasındaki siyasi hesaplar değişmez. Geçmişte ne için savaşılıyorsa onun için savaşılıyor. Ve meseleyi din savaşı olarak görmeyiniz.
Eğer dünya üzerinde savaşmaya, mücadele etmeye karar veren kimseler, dini bir alet olarak kullanmaya başlamışlarsa bunun dışında Türkiye de kalamaz. İster istemez din çatışmasının ya konusu ya tarafı olacaktır. Bunda dikkatli olmak ve özellikle bu oyuna düşmemesi lazımdır. Dini çatışmaları tahrik edecek özellikle, içerideki grupları birbirine düşürecek tavırlardan sakınmaları gerekir. Türkiye içerisinde din ile laiklik arasındaki çatışmalar, aslında onların projelerinin gerçekleştirilmesi anlamına gelir. Bizim yaptığımız şey şudur, kim ne istiyor ve burada Türkiye'den beklenen nedir, Türkiye'yi yönelttikleri yer neresidir, buna rasyonel cevap vermektir
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'NDE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ KONUSUNDA BİR GÖRÜŞ AYRILIĞI VAR MI?
> Amerika Birleşik Devletleri içerisinde Büyük Ortadoğu Projesini Avrupa Birliği ile birlikte götürelim veya götürmeyelim yönünde gruplar arasında bir görüş ayrılığı var mı?
M. KAYNAK: Rusya ile Avrupa'nın bir araya gelmesi Amerika'daki her grup açısından kabul edilmeyen bir şeydir. Bütün istedikleri şu olabilir; Amerika ile Rusya, Avrupa'ya karşı birleşebilir ama Avrupa ile Rusya birleşsin diyecek bir tek adam çıkmaz.
> Amerika'da Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini destekleyen bir grubun olduğunu biliyoruz, bunun anlamı nedir?
M. KAYNAK: Bu şartlı bir destektir. Avrupa'yı kontrol ederse Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini zaten ister. Hatta stratejilerinden bir tanesi de, Avrupa'yı kontrol etmek için, Tür-kiye üzerindeki etkinliğini, Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin içine sokmak suretiyle, Avrupa'daki Amerikan aleyhtarlığının zayıflamasını sağlamaktır. Ama şu ke-sinlikle doğru değil, Avrupa anti-Amerikan bir çizgide yer alacak, mesela bir Rus ittifakından yana olacak ve hala Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini isteyecek. Bu kesinlikle mümkün ol-mayan bir şeydir.
> Son zamanlarda Rusya'nın, Türkiye'ye işbirliğimizi
geliştirelim demesinin altında yatan neden bu mudur?
M. KAYNAK: O da kendi nam ve hesabına, Ameri-ka Birleşik Devletleri'nin bütün bu kendisinin güneyim de kapsayacak biçimde yayılmasını kabul etmiyor. Bu-nunla mücadele etmek istiyor. Mücadele de edecektir. Onda hiç şüphe yoktur.
Mesela diyoruz ki, siz Irak'taki mukavemetin adresini biliyor musunuz? Amerika'ya karşı, bu kişisel bir takım davranışlar mıdır? Her yerde mukavemetin bir adı vardır. Yani derler ki falan örgüt, kontra., diye. Böyle isimsiz, şekilsiz, nereden geldiği belli olmayan bir şey, bunun içerisinde başka büyük bir güç yok mudur? Irak'ın içerisinde bu mukavemeti yapan hiç kimse yok mu? Herkes seyrediyor öyle mi? Rusya seyrediyor, Avrupa'nın içerisindeki bir takım güçler seyrediyor... Sünni üçgeninde bir takım insanlar çıkıyorlar, vurup vurup gidiyorlar. Ne elde edecekleri de belli değil. Olmaz böyle bir şey!...,
> Biraz daha detaylandıralım. Avrupa Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri uzlaşamadı. Böyle bir durumda Avrupa Birliği'ne doğru hızla giden Türkiye'yi nasıl engelleyecek?
M. KAYNAK: Türkiye'de siyasi iktidarı belirlemek, şu anda, Amerika Birleşik Devletleri için kolay hale geldi. Mesela önümüzdeki bir seçimde Genç Parti'nin olmadığını farz edin. Genç Parti olmadığı zaman Türkiye'deki siyasi hayat müthiş bir biçimde değişir. Çünkü hem DYP, hem MHP barajı aşar, Mecliste 4 parti olur. Ve Ak Parti de mutlak çoğunluğu sağlayamaz. Bugünkünden son derece farklı bir siyasi yapı ortaya çıkar. 3 Kasım'dan önceki siyasi yapıyı Genç Parti müdahale ederek bozmuştur. Türkiye'nin siyasetinde, radikal, köklü, inanılmaz değişiklik yaratmıştır. Soru şu; bu Türk halkının tercihi midir, yoksa Genç Parti'yi bu denklemin içine sokanların tercihi midir?
> 3 Kasım 2003 seçimlerinde Genç Parti'nin ortaya çıkması ile siyasi yapı tamamen değişti. Muhtemel bir seçimde siyasi yapının değişebileceğini söylüyorsunuz. Ama gördüğümüz kadarıyla genel seçimler ufukta gözükmüyor. Diğer taraftan Uzan'lara da operasyonlar yapılıyor...
M. KAYNAK: Uzan'lar meselesinin hukuki boyu-tunu bilmiyorum. Türkiye'de söylenilenlerin büyük bir ölçüde yapılmış olması mümkündür. Ancak bunlar es-kiden beri bilinmektedir. Yeni öğrenilmiş bir olay de-ğildir. Asıl mesele şu; Uzan'ları siyasete sokan nedir? Bir iş adamı iyi paralar kazanıyor. Ve siyasetin aslında bir husumet getireceğini ve kendisinin ticari açıklarının hepsinin ortaya çıkacağını bilmesine rağmen, onu si-yasete sokan nedir? Büyük bir risk üstüne alıyor. Bana göre bu bir mecburiyetten kaynaklanmıştır. Uzan birden bire, kendimizi kurtardık bu becerimle, bir de Türkiye'yi kurtarayım, dememiştir. Türkiye'deki bu siyasi yapıyı değiştirmek isteyenler, iki partiyi barajın altına atmak isteyenler, Cem Uzan'ı sürmüşlerdir. Bunun bi-reysel bir karar olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Rolü bununla sınırlıdır. Hiç kimse daha sonra Cem Uzan'dan, gelsin iktidarı alsın veya Türkiye'de bir muhalefet oyunu oynasın dememiştir. Zaten böyle bir faaliyeti de hiç göze çarpmadı. Seçim bitti ondan sonra Genç Parti hemen hemen unutuldu. Bir an evvel kapatılması gerekiyordu, muhtemelen kendisini bu kadar güçlü telakki edince, onunla iş birliği yapan güçlere de ters düşen bir takım şeyler yapmıştır. Demişlerdir ki, artık yeter, iş bitti, sana ihtiyacımız kalmadı. Bundan ibarettir olay. Aksi halde bu iş sadece bir hukuk meselesi filan da değildir. Ben bundan sonra da siyasi ve ticari açıdan herhangi bir varlıkları olacağım da zannetmiyorum.
Bakın Türkiye'de siyasete nasıl müdahale ediliyor. Mesela Fazilet Partisi kapatılmasaydı bugünkü siyasetin manzarası çok farklı olmaz mıydı? Burada şunu söylemek istiyorum; halkın tercihlerinden daha fazla, devlet mekanizmalarının davranışları siyaseti daha çok belirliyor.
Bu yönlendirilme içinde nasıl şeyler olabileceğini bilmek lazımdır. Ben şu anda Türkiye'deki siyasi manzaranın değişmesinin tek yolunun ekonomi olduğunu düşünüyorum. Baktığınız zaman hükümet büyük bir halk desteğine sahiptir, icraatlarından şikayet de yoktur. Ve muhtemelen 28 Mart seçimlerinde eskisinden çok daha büyük bir oy oranıyla mahalli seçimleri kazanacak ve güvenini tazeleyecektir. Sorabilirsiniz, bu kadar güçlü bir siyasi yapı nasıl bertaraf edilebilir? Bunun tek bir yolu vardır, o da ekonomiye müdahale etmektir. Türkiye'nin yumuşak karnıdır, ekonomi. Eğer ekonomide bir kriz yaratılırsa bunun faturası hükümete çıkarılır. Bu mümkün müdür? Evet mümkündür.
> Bunun mümkün olması, böyle bir müdahalenin yapılabilmesi için Türkiye'deki siyasi yapının bir şeylere karşı çıkması lazım değil mi? Büyük Ortadoğu Projesi'ni Türkiye'deki hükümet destekliyor. Merkel'in, yani Almanların teklifine de karşı çıktılar. Hatta yapılan teklifi, düşünmeden reddettiler. O halde ne gibi bir sorun
olabilir?
M. KAYNAK: Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında ciddi bir gerginlik hasıl oldu ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmemesi gerekti ne yapacaksınız? O zaman Avrupa Birliği'ne girmemeyi destekleyen bir siyasi aktörün olması gerekir. Ak Parti'nin bu tavrını değiştirmesi mümkün değildir. Ertesi gün çıkıp da ben Avrupa Birliği'ne girmek istemiyorum diyemez.
> Neden olmasın. Çeşitli bahaneler bulamaz mı? Şunları şunları yaptık ama onlar daha fazlasını istediler, artık buraya kadar, lanet olsun Avrupa Birliği'ne biz başka yerlerde yolumuza devam ederiz diyemez mi?
M. KAYNAK: Diyemez, çünkü Avrupa Birliği çok beklediğimiz tarihi de verir kendisine ve der ki, her halinle kabulümsün ben seni seviyorum zaten... İşte o zaman Amerika Birleşik Devletleri'nin o birlikteliği engellemesi lazımdır.
> O zaman Avrupa Birliği'ne karşı çıkacak bir siyasi yapının oluşması lazım...
M. KAYNAK: Bu yapı siyaseten mevcuttur zaten şu anda. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini kategorik olarak reddeden belli çevreler vardır. Benim söylediğim, böyle bir durum söz konusu olduğu zaman, mevcut hükümet bertaraf edilmek istenirse, bunu bir ekonomik krizle yapacaklardır.
> Ama şu anda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini destekleyen Amerika Birleşik Devletleri'nde bir yapı var gibi gözüküyor. Çünkü Avrupa Birliği ile uzlaşacaklarını düşünüyorlar...
M. KAYNAK: Uzlaşırlarsa Türkiye'de Avrupa Bir-liği'ne girer, en azından tarih verirler. Ve bu Batı dünyasında bir ihtilaf olmadığı anlamına gelir. Bunu Ruslar düşünsün, bizi ilgilendiren bir tarafı yoktur. Bundan sonraki iş onların zorluğudur, ciddi bir zorluk çekerler. Karadeniz'den aşağıya inemezler. Hatta onlara doğru gidiş var. Bütün Ortadoğu aslında önemli ölçüde Rusya'nın içlerine doğru gidiyor.
> Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği'nin uzlaşması Türkiye'nin yararına değil midir?
M. KAYNAK: Her iki halde de yararınadır... Uzlaşmaması problemimizi vahim hale getirir. O zaman Türkiye'nin çok iyi yönetilmesi lazımdır. Uzlaşma olduğu zaman bizim Türkiye'yi çok da iyi yönetmemize gerek yoktur, işler başkalarının tespit ettiği şekilde gider, biz de başarı kazanmış oluruz. Avrupa Birliği'ne girer, Türkiye de ciddi bir sıkıntı ile karşılaşmaz. Ve en önemlisi Türkiye bölünmez de... Ama eğer uzlaşamazlarve Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya ve Avrupa'nın arasında bir paylaşma kavgasına sahne olursa, Türkiye'nin o zaman çok iyi bir yönetime ihtiyacı vardır. Sadece yönetim değil, Türkiye'de güç odaklarının bütünleşmesi lazımdır.
> O halde en iyisi Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa Birliği ile uzlaşması...
M. KAYNAK: Probleminiz az olur o zaman. Ama o zaman biz aktör olmayız. Ama ne yapacaksınız aktörlü-ğü, zaten aktörlük yapacak kadar da çok güçlü değiliz. Ötekinde ise aktör oluruz. Yani insanlar bazen zorlukların içinde pişerler, o durum Türkiye için müthiş bir sınavdır. Ama kaybetme ihtimali de çok yüksektir. Kazandığınız zaman da çok büyük olursunuz.
Halkın arkanızda olması lazım, bütün operasyonları bertaraf edecek yapılara sahip olmamız lazım. Oysa şu anda maalesef devlet yapısında çok ciddi bir dağılma söz konusu, büyük bir mücadeleyi yapabilecek bir bütünlük gözükmüyor.
M. KAYNAK: Rusya ile Avrupa'nın bir araya gelmesi Amerika'daki her grup açısından kabul edilmeyen bir şeydir. Bütün istedikleri şu olabilir; Amerika ile Rusya, Avrupa'ya karşı birleşebilir ama Avrupa ile Rusya birleşsin diyecek bir tek adam çıkmaz.
> Amerika'da Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini destekleyen bir grubun olduğunu biliyoruz, bunun anlamı nedir?
M. KAYNAK: Bu şartlı bir destektir. Avrupa'yı kontrol ederse Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini zaten ister. Hatta stratejilerinden bir tanesi de, Avrupa'yı kontrol etmek için, Tür-kiye üzerindeki etkinliğini, Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin içine sokmak suretiyle, Avrupa'daki Amerikan aleyhtarlığının zayıflamasını sağlamaktır. Ama şu ke-sinlikle doğru değil, Avrupa anti-Amerikan bir çizgide yer alacak, mesela bir Rus ittifakından yana olacak ve hala Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini isteyecek. Bu kesinlikle mümkün ol-mayan bir şeydir.
> Son zamanlarda Rusya'nın, Türkiye'ye işbirliğimizi
geliştirelim demesinin altında yatan neden bu mudur?
M. KAYNAK: O da kendi nam ve hesabına, Ameri-ka Birleşik Devletleri'nin bütün bu kendisinin güneyim de kapsayacak biçimde yayılmasını kabul etmiyor. Bu-nunla mücadele etmek istiyor. Mücadele de edecektir. Onda hiç şüphe yoktur.
Mesela diyoruz ki, siz Irak'taki mukavemetin adresini biliyor musunuz? Amerika'ya karşı, bu kişisel bir takım davranışlar mıdır? Her yerde mukavemetin bir adı vardır. Yani derler ki falan örgüt, kontra., diye. Böyle isimsiz, şekilsiz, nereden geldiği belli olmayan bir şey, bunun içerisinde başka büyük bir güç yok mudur? Irak'ın içerisinde bu mukavemeti yapan hiç kimse yok mu? Herkes seyrediyor öyle mi? Rusya seyrediyor, Avrupa'nın içerisindeki bir takım güçler seyrediyor... Sünni üçgeninde bir takım insanlar çıkıyorlar, vurup vurup gidiyorlar. Ne elde edecekleri de belli değil. Olmaz böyle bir şey!...,
> Biraz daha detaylandıralım. Avrupa Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri uzlaşamadı. Böyle bir durumda Avrupa Birliği'ne doğru hızla giden Türkiye'yi nasıl engelleyecek?
M. KAYNAK: Türkiye'de siyasi iktidarı belirlemek, şu anda, Amerika Birleşik Devletleri için kolay hale geldi. Mesela önümüzdeki bir seçimde Genç Parti'nin olmadığını farz edin. Genç Parti olmadığı zaman Türkiye'deki siyasi hayat müthiş bir biçimde değişir. Çünkü hem DYP, hem MHP barajı aşar, Mecliste 4 parti olur. Ve Ak Parti de mutlak çoğunluğu sağlayamaz. Bugünkünden son derece farklı bir siyasi yapı ortaya çıkar. 3 Kasım'dan önceki siyasi yapıyı Genç Parti müdahale ederek bozmuştur. Türkiye'nin siyasetinde, radikal, köklü, inanılmaz değişiklik yaratmıştır. Soru şu; bu Türk halkının tercihi midir, yoksa Genç Parti'yi bu denklemin içine sokanların tercihi midir?
> 3 Kasım 2003 seçimlerinde Genç Parti'nin ortaya çıkması ile siyasi yapı tamamen değişti. Muhtemel bir seçimde siyasi yapının değişebileceğini söylüyorsunuz. Ama gördüğümüz kadarıyla genel seçimler ufukta gözükmüyor. Diğer taraftan Uzan'lara da operasyonlar yapılıyor...
M. KAYNAK: Uzan'lar meselesinin hukuki boyu-tunu bilmiyorum. Türkiye'de söylenilenlerin büyük bir ölçüde yapılmış olması mümkündür. Ancak bunlar es-kiden beri bilinmektedir. Yeni öğrenilmiş bir olay de-ğildir. Asıl mesele şu; Uzan'ları siyasete sokan nedir? Bir iş adamı iyi paralar kazanıyor. Ve siyasetin aslında bir husumet getireceğini ve kendisinin ticari açıklarının hepsinin ortaya çıkacağını bilmesine rağmen, onu si-yasete sokan nedir? Büyük bir risk üstüne alıyor. Bana göre bu bir mecburiyetten kaynaklanmıştır. Uzan birden bire, kendimizi kurtardık bu becerimle, bir de Türkiye'yi kurtarayım, dememiştir. Türkiye'deki bu siyasi yapıyı değiştirmek isteyenler, iki partiyi barajın altına atmak isteyenler, Cem Uzan'ı sürmüşlerdir. Bunun bi-reysel bir karar olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Rolü bununla sınırlıdır. Hiç kimse daha sonra Cem Uzan'dan, gelsin iktidarı alsın veya Türkiye'de bir muhalefet oyunu oynasın dememiştir. Zaten böyle bir faaliyeti de hiç göze çarpmadı. Seçim bitti ondan sonra Genç Parti hemen hemen unutuldu. Bir an evvel kapatılması gerekiyordu, muhtemelen kendisini bu kadar güçlü telakki edince, onunla iş birliği yapan güçlere de ters düşen bir takım şeyler yapmıştır. Demişlerdir ki, artık yeter, iş bitti, sana ihtiyacımız kalmadı. Bundan ibarettir olay. Aksi halde bu iş sadece bir hukuk meselesi filan da değildir. Ben bundan sonra da siyasi ve ticari açıdan herhangi bir varlıkları olacağım da zannetmiyorum.
Bakın Türkiye'de siyasete nasıl müdahale ediliyor. Mesela Fazilet Partisi kapatılmasaydı bugünkü siyasetin manzarası çok farklı olmaz mıydı? Burada şunu söylemek istiyorum; halkın tercihlerinden daha fazla, devlet mekanizmalarının davranışları siyaseti daha çok belirliyor.
Bu yönlendirilme içinde nasıl şeyler olabileceğini bilmek lazımdır. Ben şu anda Türkiye'deki siyasi manzaranın değişmesinin tek yolunun ekonomi olduğunu düşünüyorum. Baktığınız zaman hükümet büyük bir halk desteğine sahiptir, icraatlarından şikayet de yoktur. Ve muhtemelen 28 Mart seçimlerinde eskisinden çok daha büyük bir oy oranıyla mahalli seçimleri kazanacak ve güvenini tazeleyecektir. Sorabilirsiniz, bu kadar güçlü bir siyasi yapı nasıl bertaraf edilebilir? Bunun tek bir yolu vardır, o da ekonomiye müdahale etmektir. Türkiye'nin yumuşak karnıdır, ekonomi. Eğer ekonomide bir kriz yaratılırsa bunun faturası hükümete çıkarılır. Bu mümkün müdür? Evet mümkündür.
> Bunun mümkün olması, böyle bir müdahalenin yapılabilmesi için Türkiye'deki siyasi yapının bir şeylere karşı çıkması lazım değil mi? Büyük Ortadoğu Projesi'ni Türkiye'deki hükümet destekliyor. Merkel'in, yani Almanların teklifine de karşı çıktılar. Hatta yapılan teklifi, düşünmeden reddettiler. O halde ne gibi bir sorun
olabilir?
M. KAYNAK: Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında ciddi bir gerginlik hasıl oldu ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmemesi gerekti ne yapacaksınız? O zaman Avrupa Birliği'ne girmemeyi destekleyen bir siyasi aktörün olması gerekir. Ak Parti'nin bu tavrını değiştirmesi mümkün değildir. Ertesi gün çıkıp da ben Avrupa Birliği'ne girmek istemiyorum diyemez.
> Neden olmasın. Çeşitli bahaneler bulamaz mı? Şunları şunları yaptık ama onlar daha fazlasını istediler, artık buraya kadar, lanet olsun Avrupa Birliği'ne biz başka yerlerde yolumuza devam ederiz diyemez mi?
M. KAYNAK: Diyemez, çünkü Avrupa Birliği çok beklediğimiz tarihi de verir kendisine ve der ki, her halinle kabulümsün ben seni seviyorum zaten... İşte o zaman Amerika Birleşik Devletleri'nin o birlikteliği engellemesi lazımdır.
> O zaman Avrupa Birliği'ne karşı çıkacak bir siyasi yapının oluşması lazım...
M. KAYNAK: Bu yapı siyaseten mevcuttur zaten şu anda. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini kategorik olarak reddeden belli çevreler vardır. Benim söylediğim, böyle bir durum söz konusu olduğu zaman, mevcut hükümet bertaraf edilmek istenirse, bunu bir ekonomik krizle yapacaklardır.
> Ama şu anda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini destekleyen Amerika Birleşik Devletleri'nde bir yapı var gibi gözüküyor. Çünkü Avrupa Birliği ile uzlaşacaklarını düşünüyorlar...
M. KAYNAK: Uzlaşırlarsa Türkiye'de Avrupa Bir-liği'ne girer, en azından tarih verirler. Ve bu Batı dünyasında bir ihtilaf olmadığı anlamına gelir. Bunu Ruslar düşünsün, bizi ilgilendiren bir tarafı yoktur. Bundan sonraki iş onların zorluğudur, ciddi bir zorluk çekerler. Karadeniz'den aşağıya inemezler. Hatta onlara doğru gidiş var. Bütün Ortadoğu aslında önemli ölçüde Rusya'nın içlerine doğru gidiyor.
> Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği'nin uzlaşması Türkiye'nin yararına değil midir?
M. KAYNAK: Her iki halde de yararınadır... Uzlaşmaması problemimizi vahim hale getirir. O zaman Türkiye'nin çok iyi yönetilmesi lazımdır. Uzlaşma olduğu zaman bizim Türkiye'yi çok da iyi yönetmemize gerek yoktur, işler başkalarının tespit ettiği şekilde gider, biz de başarı kazanmış oluruz. Avrupa Birliği'ne girer, Türkiye de ciddi bir sıkıntı ile karşılaşmaz. Ve en önemlisi Türkiye bölünmez de... Ama eğer uzlaşamazlarve Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya ve Avrupa'nın arasında bir paylaşma kavgasına sahne olursa, Türkiye'nin o zaman çok iyi bir yönetime ihtiyacı vardır. Sadece yönetim değil, Türkiye'de güç odaklarının bütünleşmesi lazımdır.
> O halde en iyisi Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa Birliği ile uzlaşması...
M. KAYNAK: Probleminiz az olur o zaman. Ama o zaman biz aktör olmayız. Ama ne yapacaksınız aktörlü-ğü, zaten aktörlük yapacak kadar da çok güçlü değiliz. Ötekinde ise aktör oluruz. Yani insanlar bazen zorlukların içinde pişerler, o durum Türkiye için müthiş bir sınavdır. Ama kaybetme ihtimali de çok yüksektir. Kazandığınız zaman da çok büyük olursunuz.
Halkın arkanızda olması lazım, bütün operasyonları bertaraf edecek yapılara sahip olmamız lazım. Oysa şu anda maalesef devlet yapısında çok ciddi bir dağılma söz konusu, büyük bir mücadeleyi yapabilecek bir bütünlük gözükmüyor.
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNE AVRUPA BİRLİĞİ NASIL BAKIYOR?
> Burada son durum nedir? Almanya ve Fransa, A-merika Birleşik Devletleri'ne Irak operasyonu sürecin-de karşı çıktılar. Ama son dönemlerde Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik operasyonları karşı-sında mukavemetlerinin kırıldığını görüyoruz. Hatta Büyük Ortadoğu Projesi'nde de belki de birlikte hare-ket etme noktasına geliyorlar gibi bir izlenim alıyorum ne dersiniz?
M. KAYNAK: Doğrudur. Şu anda belirsizlik var ortada. Amerika Birleşik Devletleri de artık Büyük Ortadoğu Projesi'ni tek başına yapmak ve dünya üzerinde tek başına egemen olma fikrinden vazgeçmiş gibi görünüyor. Ve Avrupa'ya iş birliği teklif ediliyor çok açık bir şekilde. İngiltere'nin zaten Avrupa'ya yanaşmasından da anlıyoruz bunu. İngiltere bu ma-nevraları çok rahat yapar ve en hassas koku alan ülke de orasıdır. İngiltere kokuyu aldı, Amerika Birleşik Devletleri'nin tek başına bu işi başaramayacağını gördüğü için, Avrupa ile bütünleştirmek için de bir aracı rolü oynuyor.
> Bu proje bir Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ortak projesine dönüşürse Türkiye'yi nasıl etki-ler?
M. KAYNAK: Avrupa ile birlikte yürüdüğü zaman, geçmişte olduğu gibi, Rusya karşıtı olur. Rusya ve Çin karşıtı. Batı ile Doğu, güç odağı olarak düşündüğümüz zaman karşı karşıya gelirler. Belki bu Çin ile Rusya'yı yakmlaştırır. Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa ile ilişkileri devam eder. Belki Avrupa'nın ağırlığı biraz daha artar, ekonomik olarak ama sonuç olarak, Amerika Birleşik Devletleri de NATO kanalıyla askeri üstünlüğünü devam ettirir. Böyle bir yapı. Buna statükonun devamı diyebiliriz.
Ben bu birlikteliğin olacağını zannetmiyorum. Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki eko-nomik rekabetin giderek büyüyeceğini ve böyle bir uzlaşmanın mümkün olamayacağını düşünüyorum.
> Şundan dolayı mı? Bu bölgeler zaten Avrupa Birliği ülkelerinin pazarlarıydı. Neden şimdi bu pazarlara Amerika Birleşik Devletleri'ni ortak edelim düşüncesi mi?
M. KAYNAK: Evet, hem pazara ortak oluyorsunuz, hem de oradaki siyasi, askeri egemenliği siz kuruyorsunuz. Fransa ticaretini yaptığı ülkeleri Amerika BirleşikDevletleri'nin kontrolüne veriyor. Onun ipoteğine veri-yor. Bunu kabul edebileceklerini zannetmiyorum. Eakat sıkıntıları şurada; Avrupa'nın askeri bir gücü yok ve A-merika Birleşik Devletleri asker kullanıyor. Burada tabi Türkiye devreye giriyor.
> Burada şöyle bir soru sorayım izin verirseniz. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ile anlaşırsa bu Türkiye'yi nasıl etkiler, anlaşamazsa nasıl etkiler?
M. KAYNAK: Amerika Birleşik Devletleri de Avrupa ile anlaştığı zaman,Türkiye Avrupa Birliği'ne girer ve Türkiye bu gücün geçmişte olduğu gibi bir parçası halinde devam eder. Geçmişte NATO üyesiydik, şimdi de yine NATO çerçevesinde bir birliktelik var, onun bir parçası oluruz. Dünyaya bakışımız belli olur. Dost ve düşmanımız belli olur. Herkes rahatlar, Türkiye'de artık kavga mavga da biter, çünkü Türkiye üzerinde kavga bitince, biz içeride de kavga etmiyoruz. Aslında bizim kavgamız içeriden değil, dışarıdan kaynaklanıyor. Türkiye istikrara kavuşur. Ekonomik olarak da belirli ölçüde gelişir.
Burada farklı bir olay daha var, burada sadece mev-cut olan hükümetleri değil, ülkelerin potansiyellerini de dikkate almak lazım. Yani bir yerde Almanya'da Sch-röder Amerika Birleşik Devletleri ile anlaşmak niyetindedir ama mesela Hıristiyan Demokratlar da kesinlikle böyle bir anlaşmadan yana değillerdir.
> Bundan sonraki hükümetlerin hangi taraftan olacağına da dikkat etmek lazım diyorsunuz...
M. KAYNAK: İçerideki gelişmelere bakmak lazım. Çünkü Avrupa içerisinde bu büyük ittifakı Amerika Birleşik Devletleri ile değil, Rusya ile yapmak gerektiğini düşünenler var. Diyorlar ki, Amerika Birleşik Devletleri ile ittifakımız bize çok büyük bedel ödetiyor. Oysa Rusya ile böyle bir ittifak yaptığımız zaman hem askeri olarak korumayı sağlarız, Rusya'nın askeri gücü Amerika Birleşik Devletleri'nin gücü kadar olmasa bile bir savaşı göze aldırtmayacak kadar büyüktür, Amerika Birleşik Devletleri'nin böyle bir savaşı göze alması mümkün değildir, evet, Amerika Birleşik Devletleri dünyayı beş defa imha ederken, bu sadece bir defa imha edebilir, ama bu da yeterlidir; hem de bu ittifak içerisinde, böyle bir yakınlaşma içerisinde Amerika Birleşik Devletleri'ne ödediğimiz bedeli ödemeyiz, hatta bir sürü imkanlar da elde ederiz. Verdiğimiz her şeyin karşılığını alırız. Yani mal veririz petrol alırız, doğalgaz alırız. Oysa Amerika Birleşik Devletleri'ne mal veriyoruz, kağıt alıyoruz. Büyük Ortadoğu var, yeni gelişen pazarlar var. Bu pazarları kontrol etme imkanına sahip olabiliriz. Orta Asya'ya ulaşma şansına sahip olabiliriz. Ve bizim için de çok büyük bir tehdit teşkil etmez diyorlar.
> Avrupa ülkelerinin bunu yapma güçleri var mı? Böyle bir tercih yaptıkları zaman Amerika Birleşik Devletleri ne gibi operasyonlar yapar? Çünkü böyle bir ittifak Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik yönden büyük bir darbe yemesine neden olmaz mı?
M. KAYNAK: Amerika Birleşik Devletleri başlangıçta İngiltere ile ittifak etti. İlk defa adını biz koymuştuk; "Güney Kanadı" diye, Güney kanadını merkezi Avrupa'dan, ihtiyar Avrupa'dan ayırdılar. Bush yönetiminin Avrupa'da yarattığı bir olumsuz hava var, ikincisi İsrail'in yarattığı bir olumsuz hava var. Biliyorsunuz ki, bugün Avrupa'da anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) en üst noktalarına doğru gidiyor. Anti-Amerikan bir ittifakın kurulması her zaman müm-kündür. Şu anda belirsizlik vardır. Kararlaştırılmış hiçbir şey yoktur. Ama projeler bunlar etrafındadır. Mutlaka çatışma olacaktır.
Biz başından beri diyorduk ki, Büyük Ortadoğu veya Amerika Birleşik Devletleri'nin söylediği bölgeye hakim olmasının ön koşulu Türkiye'yi kontrol etmesidir. Irak savaşında da, bütün bunların hedefi Türkiye'dir demiştik. Ve yine Türkiye'yi yanınıza almazsanız bu coğrafyada hiçbir operasyon yapamazsınız demiştik. İki nedenle yapamazsınız, birisi coğrafi konumu itibariyle, ikincisi burada askeri operasyon yapacaksanız Türk askerine ihtiyacınız vardır. Başka asker kullanamazsınız.
Amerikan askeri de kullanamazsınız, hiçbir asker kul-lanamazsınız. Sadece Türk askeri kullanabilirsiniz. Türk askeri, burada, bütün dengeleri bulunduğu yerin lehine değiştirir. Onun için Türkiye'yi kontrol etmesi lazım.
Eğer Türkiye'yi Amerika Birleşik Devletleri yanında tutmaya muvaffak olursa gerilemesi söz konusu de-ğildir, en azından ortalarda bir yerde kalır. Yani kay-betmiş sayılmaz davayı ama Türkiye'yi kaybettiği za-man davayı kaybeder. Onun için ben bundan sonraki çatışma alanı dediğiniz operasyonların en büyüğünü ve önemlisini Türkiye'de görüyorum. Bu güne kadar da çok önemli şeyler oldu. Ve şu anda da bir takım o-perasyonlar devam ediyor, yok dürüstlük, namus ope-rasyonu... bunların hepsinin arkasında belirli ölçüde si-yasi hesaplar yatmaktadır. Geçmişten beri siyasi hesaplar çok yoğun bir biçimde Türkiye'de olmaktadır, bun-dan sonra da olmaya devam edecektir.
M. KAYNAK: Doğrudur. Şu anda belirsizlik var ortada. Amerika Birleşik Devletleri de artık Büyük Ortadoğu Projesi'ni tek başına yapmak ve dünya üzerinde tek başına egemen olma fikrinden vazgeçmiş gibi görünüyor. Ve Avrupa'ya iş birliği teklif ediliyor çok açık bir şekilde. İngiltere'nin zaten Avrupa'ya yanaşmasından da anlıyoruz bunu. İngiltere bu ma-nevraları çok rahat yapar ve en hassas koku alan ülke de orasıdır. İngiltere kokuyu aldı, Amerika Birleşik Devletleri'nin tek başına bu işi başaramayacağını gördüğü için, Avrupa ile bütünleştirmek için de bir aracı rolü oynuyor.
> Bu proje bir Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ortak projesine dönüşürse Türkiye'yi nasıl etki-ler?
M. KAYNAK: Avrupa ile birlikte yürüdüğü zaman, geçmişte olduğu gibi, Rusya karşıtı olur. Rusya ve Çin karşıtı. Batı ile Doğu, güç odağı olarak düşündüğümüz zaman karşı karşıya gelirler. Belki bu Çin ile Rusya'yı yakmlaştırır. Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa ile ilişkileri devam eder. Belki Avrupa'nın ağırlığı biraz daha artar, ekonomik olarak ama sonuç olarak, Amerika Birleşik Devletleri de NATO kanalıyla askeri üstünlüğünü devam ettirir. Böyle bir yapı. Buna statükonun devamı diyebiliriz.
Ben bu birlikteliğin olacağını zannetmiyorum. Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki eko-nomik rekabetin giderek büyüyeceğini ve böyle bir uzlaşmanın mümkün olamayacağını düşünüyorum.
> Şundan dolayı mı? Bu bölgeler zaten Avrupa Birliği ülkelerinin pazarlarıydı. Neden şimdi bu pazarlara Amerika Birleşik Devletleri'ni ortak edelim düşüncesi mi?
M. KAYNAK: Evet, hem pazara ortak oluyorsunuz, hem de oradaki siyasi, askeri egemenliği siz kuruyorsunuz. Fransa ticaretini yaptığı ülkeleri Amerika BirleşikDevletleri'nin kontrolüne veriyor. Onun ipoteğine veri-yor. Bunu kabul edebileceklerini zannetmiyorum. Eakat sıkıntıları şurada; Avrupa'nın askeri bir gücü yok ve A-merika Birleşik Devletleri asker kullanıyor. Burada tabi Türkiye devreye giriyor.
> Burada şöyle bir soru sorayım izin verirseniz. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ile anlaşırsa bu Türkiye'yi nasıl etkiler, anlaşamazsa nasıl etkiler?
M. KAYNAK: Amerika Birleşik Devletleri de Avrupa ile anlaştığı zaman,Türkiye Avrupa Birliği'ne girer ve Türkiye bu gücün geçmişte olduğu gibi bir parçası halinde devam eder. Geçmişte NATO üyesiydik, şimdi de yine NATO çerçevesinde bir birliktelik var, onun bir parçası oluruz. Dünyaya bakışımız belli olur. Dost ve düşmanımız belli olur. Herkes rahatlar, Türkiye'de artık kavga mavga da biter, çünkü Türkiye üzerinde kavga bitince, biz içeride de kavga etmiyoruz. Aslında bizim kavgamız içeriden değil, dışarıdan kaynaklanıyor. Türkiye istikrara kavuşur. Ekonomik olarak da belirli ölçüde gelişir.
Burada farklı bir olay daha var, burada sadece mev-cut olan hükümetleri değil, ülkelerin potansiyellerini de dikkate almak lazım. Yani bir yerde Almanya'da Sch-röder Amerika Birleşik Devletleri ile anlaşmak niyetindedir ama mesela Hıristiyan Demokratlar da kesinlikle böyle bir anlaşmadan yana değillerdir.
> Bundan sonraki hükümetlerin hangi taraftan olacağına da dikkat etmek lazım diyorsunuz...
M. KAYNAK: İçerideki gelişmelere bakmak lazım. Çünkü Avrupa içerisinde bu büyük ittifakı Amerika Birleşik Devletleri ile değil, Rusya ile yapmak gerektiğini düşünenler var. Diyorlar ki, Amerika Birleşik Devletleri ile ittifakımız bize çok büyük bedel ödetiyor. Oysa Rusya ile böyle bir ittifak yaptığımız zaman hem askeri olarak korumayı sağlarız, Rusya'nın askeri gücü Amerika Birleşik Devletleri'nin gücü kadar olmasa bile bir savaşı göze aldırtmayacak kadar büyüktür, Amerika Birleşik Devletleri'nin böyle bir savaşı göze alması mümkün değildir, evet, Amerika Birleşik Devletleri dünyayı beş defa imha ederken, bu sadece bir defa imha edebilir, ama bu da yeterlidir; hem de bu ittifak içerisinde, böyle bir yakınlaşma içerisinde Amerika Birleşik Devletleri'ne ödediğimiz bedeli ödemeyiz, hatta bir sürü imkanlar da elde ederiz. Verdiğimiz her şeyin karşılığını alırız. Yani mal veririz petrol alırız, doğalgaz alırız. Oysa Amerika Birleşik Devletleri'ne mal veriyoruz, kağıt alıyoruz. Büyük Ortadoğu var, yeni gelişen pazarlar var. Bu pazarları kontrol etme imkanına sahip olabiliriz. Orta Asya'ya ulaşma şansına sahip olabiliriz. Ve bizim için de çok büyük bir tehdit teşkil etmez diyorlar.
> Avrupa ülkelerinin bunu yapma güçleri var mı? Böyle bir tercih yaptıkları zaman Amerika Birleşik Devletleri ne gibi operasyonlar yapar? Çünkü böyle bir ittifak Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik yönden büyük bir darbe yemesine neden olmaz mı?
M. KAYNAK: Amerika Birleşik Devletleri başlangıçta İngiltere ile ittifak etti. İlk defa adını biz koymuştuk; "Güney Kanadı" diye, Güney kanadını merkezi Avrupa'dan, ihtiyar Avrupa'dan ayırdılar. Bush yönetiminin Avrupa'da yarattığı bir olumsuz hava var, ikincisi İsrail'in yarattığı bir olumsuz hava var. Biliyorsunuz ki, bugün Avrupa'da anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) en üst noktalarına doğru gidiyor. Anti-Amerikan bir ittifakın kurulması her zaman müm-kündür. Şu anda belirsizlik vardır. Kararlaştırılmış hiçbir şey yoktur. Ama projeler bunlar etrafındadır. Mutlaka çatışma olacaktır.
Biz başından beri diyorduk ki, Büyük Ortadoğu veya Amerika Birleşik Devletleri'nin söylediği bölgeye hakim olmasının ön koşulu Türkiye'yi kontrol etmesidir. Irak savaşında da, bütün bunların hedefi Türkiye'dir demiştik. Ve yine Türkiye'yi yanınıza almazsanız bu coğrafyada hiçbir operasyon yapamazsınız demiştik. İki nedenle yapamazsınız, birisi coğrafi konumu itibariyle, ikincisi burada askeri operasyon yapacaksanız Türk askerine ihtiyacınız vardır. Başka asker kullanamazsınız.
Amerikan askeri de kullanamazsınız, hiçbir asker kul-lanamazsınız. Sadece Türk askeri kullanabilirsiniz. Türk askeri, burada, bütün dengeleri bulunduğu yerin lehine değiştirir. Onun için Türkiye'yi kontrol etmesi lazım.
Eğer Türkiye'yi Amerika Birleşik Devletleri yanında tutmaya muvaffak olursa gerilemesi söz konusu de-ğildir, en azından ortalarda bir yerde kalır. Yani kay-betmiş sayılmaz davayı ama Türkiye'yi kaybettiği za-man davayı kaybeder. Onun için ben bundan sonraki çatışma alanı dediğiniz operasyonların en büyüğünü ve önemlisini Türkiye'de görüyorum. Bu güne kadar da çok önemli şeyler oldu. Ve şu anda da bir takım o-perasyonlar devam ediyor, yok dürüstlük, namus ope-rasyonu... bunların hepsinin arkasında belirli ölçüde si-yasi hesaplar yatmaktadır. Geçmişten beri siyasi hesaplar çok yoğun bir biçimde Türkiye'de olmaktadır, bun-dan sonra da olmaya devam edecektir.
BÖLGE ÜLKELERİNİN BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ'NE KARŞI BİR POLİTİKALARI OLABİLİR Mİ?
> Bu proje Amerika Birleşik Devletleri'nin bir projesi, bir politikası... Büyük Ortadoğu Projesi'nin içinde kalan ülkelerin bu proje karşısında bir politikaları, bir karşı duruşları olmayacak mı?
M. KAYNAK: Şu doğru değildir; sadece Amerika Birleşik Devletleri dünyada hesap yapıyor, başkaları hiç hesap yapmıyorlar. Burada iki temel soru var. Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri'nin ilişkisi ne olacak? Başlangıçta bu proje Amerikan projesi idi, tek başına yapıyordu. Şimdi baktı ki mukavemetler var, NATO diyor. NATO dediği zaman şunu anlamak lazım. NA-TO bir askeri ittifak olmaktan çıktı, dünya tarihin en büyük askeri ittifakı ama karşısında güç yok. Buradan anlıyoruz ki, NATO aslında Batının uzlaşmasının adı-dır. Eğer bu iş NATO tarafından yapılıyor diyorsanız buradan şu mana çıkar; Amerika ile Avrupa ülkeleri anlaştılar birlikte hareket ediyorlar. Mesela Afganistan'a gidiş odur. Derlerse ki, NATO olarak Ortadoğu'ya hakim olalım, buradan şunu anlayacağız; Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa anlaştılar, herkes kendi rolü-nü biliyor. Ama şu andaki durum o kadar çok berrak değil.
Amerika Birleşik Devletleri, NATO ile birlikte olsa da, aslan payını almak isteyecektir. Diğer taraftan aslan payını vermek istemeyenler vardır. Bunu izah etmek için ilgisiz gibi görünen bir yere gelmek istiyorum. Ba-yan Angela Merkel geldi, Türkiye'ye. Alman Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin başkanı, dedi ki, Türkiye'ye imtiyazlı bir ortaklık statüsü tanıyalım. Türkiye infial etti, biz böyle şeyi kabul edemeyiz diye. Tavrımız duy-gusaldı. Türkiye bu teklifi, ortak yapmazsanız bizi dışlı-yorsunuz, bizi yabancı görüyorsunuz anlamında değerlendirdi. Aslında öyle değil. Bu Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı bir politikadır. Bayan Merkel şöyle diyor; sizinle ittifak yapacağız ve bu ittifak sonunda Avrupa Birliği'nden elde edeceğiniz menfaatlerden daha fazlasını elde edeceksiniz. Ve siz bağımsız bir güç olacaksınız, bir denge unsuru olacaksınız. Yani, Türkiye'yi bir müttefiklik içerisinde, eriteceği bir malzeme olarak görmüyor, bir müttefik olarak görüyor.
> Amerika Birleşik Devletleri'nin yapmaya çalıştığı teklifi yapıyor...
M. KAYNAK: Türkiye, Avrupa Birliği'ne girdiği
andan itibaren artık Rusya diye bir alternatif asla ol-mayacaktır. Oysa Merkel, kendileri de Rusya'yı nazarı itibara aldığı için ve böyle bir ittifakı göz önünde tuttu-ğu için, Türkiye'nin Avrupa Birliği dışında olması ile Rusya ittifakının bir alternatif olarak ortada durmasını istiyor. Yani onlar da daha farklı bir strateji izliyor.
> Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı bir Rusya gücü olsun istiyor...
M. KAYNAK: Evet. Türkiye de bu bölgede başlı başına bir güç olsun ve Almanya ile bir ittifak içinde ol-sun istiyorlar. Yoksa bu küçümsemek, dışlamak anlamında değildir. Birlikte hareket edelim, Amerika Birleşik Devletleri ile değil bizimle ittifak içerisinde olun, diyor. Burada bize şunu da söylemiyor, Rusya ile ittifak edin. Ben fotoğrafını çekiyorum. Bu da bir alter-natiftir.
Ama şurası çok açık, Türkiye Avrupa Birliği'ne gir-diği zaman artık alternatifi tektir. Bu şu anlama gelir, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliğini kontrol etmek niyetindedir. O kontrolü sağladığı zaman, zaten Türkiye bu kontrolün dışında kalamaz. Esas mesele Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa'yı kontrolüdür.
M. KAYNAK: Şu doğru değildir; sadece Amerika Birleşik Devletleri dünyada hesap yapıyor, başkaları hiç hesap yapmıyorlar. Burada iki temel soru var. Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri'nin ilişkisi ne olacak? Başlangıçta bu proje Amerikan projesi idi, tek başına yapıyordu. Şimdi baktı ki mukavemetler var, NATO diyor. NATO dediği zaman şunu anlamak lazım. NA-TO bir askeri ittifak olmaktan çıktı, dünya tarihin en büyük askeri ittifakı ama karşısında güç yok. Buradan anlıyoruz ki, NATO aslında Batının uzlaşmasının adı-dır. Eğer bu iş NATO tarafından yapılıyor diyorsanız buradan şu mana çıkar; Amerika ile Avrupa ülkeleri anlaştılar birlikte hareket ediyorlar. Mesela Afganistan'a gidiş odur. Derlerse ki, NATO olarak Ortadoğu'ya hakim olalım, buradan şunu anlayacağız; Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa anlaştılar, herkes kendi rolü-nü biliyor. Ama şu andaki durum o kadar çok berrak değil.
Amerika Birleşik Devletleri, NATO ile birlikte olsa da, aslan payını almak isteyecektir. Diğer taraftan aslan payını vermek istemeyenler vardır. Bunu izah etmek için ilgisiz gibi görünen bir yere gelmek istiyorum. Ba-yan Angela Merkel geldi, Türkiye'ye. Alman Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin başkanı, dedi ki, Türkiye'ye imtiyazlı bir ortaklık statüsü tanıyalım. Türkiye infial etti, biz böyle şeyi kabul edemeyiz diye. Tavrımız duy-gusaldı. Türkiye bu teklifi, ortak yapmazsanız bizi dışlı-yorsunuz, bizi yabancı görüyorsunuz anlamında değerlendirdi. Aslında öyle değil. Bu Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı bir politikadır. Bayan Merkel şöyle diyor; sizinle ittifak yapacağız ve bu ittifak sonunda Avrupa Birliği'nden elde edeceğiniz menfaatlerden daha fazlasını elde edeceksiniz. Ve siz bağımsız bir güç olacaksınız, bir denge unsuru olacaksınız. Yani, Türkiye'yi bir müttefiklik içerisinde, eriteceği bir malzeme olarak görmüyor, bir müttefik olarak görüyor.
> Amerika Birleşik Devletleri'nin yapmaya çalıştığı teklifi yapıyor...
M. KAYNAK: Türkiye, Avrupa Birliği'ne girdiği
andan itibaren artık Rusya diye bir alternatif asla ol-mayacaktır. Oysa Merkel, kendileri de Rusya'yı nazarı itibara aldığı için ve böyle bir ittifakı göz önünde tuttu-ğu için, Türkiye'nin Avrupa Birliği dışında olması ile Rusya ittifakının bir alternatif olarak ortada durmasını istiyor. Yani onlar da daha farklı bir strateji izliyor.
> Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı bir Rusya gücü olsun istiyor...
M. KAYNAK: Evet. Türkiye de bu bölgede başlı başına bir güç olsun ve Almanya ile bir ittifak içinde ol-sun istiyorlar. Yoksa bu küçümsemek, dışlamak anlamında değildir. Birlikte hareket edelim, Amerika Birleşik Devletleri ile değil bizimle ittifak içerisinde olun, diyor. Burada bize şunu da söylemiyor, Rusya ile ittifak edin. Ben fotoğrafını çekiyorum. Bu da bir alter-natiftir.
Ama şurası çok açık, Türkiye Avrupa Birliği'ne gir-diği zaman artık alternatifi tektir. Bu şu anlama gelir, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliğini kontrol etmek niyetindedir. O kontrolü sağladığı zaman, zaten Türkiye bu kontrolün dışında kalamaz. Esas mesele Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa'yı kontrolüdür.
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ, BÖLGE ÜLKELERİNİ NASIL ETKİLEYECEK?
> Büyük Ortadoğu Projesi, bu proje ile çizilen sınırların içinde kalan bölgede, ülkelerde ne gibi değişikliklere yol açabilir? Örneğin bu ülkelerin hızla demokratikleşmelerini sağlayabilir mi?
M. KAYNAK: Hayır. Demokrasi bu ülkelerde mümkün olmayan bir şey, çünkü, demokrasi insanların gelişme seviyeleri ile ilgili değildir. Demokrasi eko-nomik bir hadisedir. Başından beri şunu söylüyorum; bir ülkede demokrasi olması için rakip tarafların olması lazımdır. Bu rekabet ekonomik güç ile ortaya çıkar. Amerika Birleşik Devletleri'nde çok sayıda ekonomik güç olduğu için, bunların arasındaki rekabet, siyasi par-tileri doğurur. Oysa, ekonomik gücün tek olduğu ülke-de demokrasi olmaz. Çünkü, bütün kaynaklar elin-dedir. Suudi Arabistan'da herkes Oxford'tan mezun olsa yine demokrasi olmaz. Çünkü ekonomik kaynak tektir. O da petroldür. Petrol kimin elinde ise, bütün ba-sın yayın organlarına, eğitim sistemine hakim olacaktır. Rakiplerini boğar. Hatta hiç kimse onunla rekabete ce-saret edemez, çünkü ekonomik olarak kaybeder O halde ekonomik kaynaklar tek elde olunca, siyaset de tek elde olmak zorundadır. Bunu kimse bozamaz.
Demokrasi talepleri aslında burada daha özgür bir yaşamı teşvik etmek için değil, iki amaçla yapılmaktadır. Birincisi mevcut siyasi kadroların el değiştirmesi, ya bir seçim ile, ya da bir darbe ile değiş-tirilir, çünkü her ülkede hakim olan bir sınıf zümre vardır. Demokrasi olduğunda şu sonuç olur; kim orga-nize ise, kim onlara para akıtabiliyor ise, kim medyayı kontrol edebiliyorsa o seçilir. O başa çıkar.
İkincisi buradaki demokrasiler görünür gelecekte ideolojik farklılıklara dayanmayacaktır. Irk ve din temeline dayanacaktır. Kesinlikle, buradaki farklılıklar biraz evvel söylediğim batıdaki ekonomik güç farklılaş-masına benzemeyecektir. Mesela, Irak'ta gördüğünüz gibi, Kürt ile Sünnî veya Şii çatışacak. Şimdi bunun de-mokratik bir yanı var mıdır? Batı demokratik normlarıyla hiçbir ilişkisi var mıdır? Öyleyse bütün bu bölgede çok büyük bir farklılaşma ve ayrışma olur. Farklılaşma, burada lokal, o ülkeye has güçlerin oluşmasını engeller. Ve dışarının manipülasyonu, dı-şarının bu ülkeyi yönlendirmesi son derece kolay olur.
Irak Baas rejimi aslında bir bütündür ama demok-rasi geldiği zaman üç parçalıdır. Grupların her hangi birine nüfuz ederek, ittifak yaparak, başka gurupları
bertaraf edebilirsiniz. Birini öne çıkarır, birini geriye ar-tırabilirsiniz. Yani o ülkeyi kesinlikle yönlendirebilir-siniz. Kim yönlendirir? İki özeliği olan güç yönlendirir. Birincisi ekonomik gücü olacak, ikincisi organizasyon gücü olacak. Ve tecrübesi olacak. Bu da Amerika Birle-şik Devletleri'nde fazlasıyla var ve başka bir güç de gö-rünmüyor şu anda.
> Etnik ve dini çatışmalar derken neyi kastediyorsu-nuz? Biraz daha açabilir misiniz? Mesela Irak'ta bu tarzda oldu, Mısır'da veya Sudan'da nasıl bir yapı değişikliği olabilir?
M. KAYNAK: Mısır'da mesela kökten dincililerle, mutediller arasında çatışma oluyor. Benim söylemek is-tediğim, yakınlaşmaları fazla görmeyeceğiz, çatışmaları daha fazla göreceğiz. Çünkü bu çatışmalar oradaki mahalli güçlerin, oralara has güçlerin etkinliğini azaltır ve müdahale imkanı doğurur. Biz bunu Türkiye'de de görüyoruz. Mesela Türkiye'de de bu farklılaşmalar ve bu çatışmalar arttıkça ve iki taraf birbiriyle uzlaşmaz duruma düştükçe herkes desteği dışarıda aramak zorunda kalmaktadır. Burada demokrasi dediğiniz şey aslında barışı değil, çatışmaları tahrik edecektir. Ve dışarının nüfuzunu arttıracaktır. Çünkü bu ülkelerde yanlış veya doğru bir siyasi otorite vardır.
Diktatörleri yönlendirmek, yönetmek Amerika Bir-leşik Devletleri için daha kolay değil midir? Neden bölgede yukarıda vurguladığınız dini ve etnik çatışmaları körüklesin?
M. KAYNAK: Amerika Birleşik Devletleri uzlaştığı kimselere karşı herhangi bir operasyon yapmaz. Çok a-çık, mesela Libya eğer uzlaşıyorsa, orada herhangi bir çatışmaya girmez. Ama eğer geçinemiyor ise orada farklılıkları tahrik eder, mutlaka. Ve bu farklılıkları demokrasi adına yapar.
> Yani bölgenin tamamen çatışma alanı haline geti-rileceğini söylemiyorsunuz, Amerikan çıkarlarına göre bölgedeki değişimlerin farklılıklar göstereceğini söy-lüyorsunuz...
M. KAYNAK: Diyoruz ki, konu ele geçirmektir. Bu-rada eğer önünde bir engel var ise, orada yerleşmiş bir yapı var ise, demokrasi adına oraya müdahale edilecektir. Oradan demokrasi talep edilecektir. De-mokraside de tarafların çatışma nedeni sadece dini ve etnik nedenler olacaktır. Batıdaki nedenlerin hiç birisi burada söz konusu olmaz. Bizim anladığımız manada farklı çözümler üreten siyasi partilerin ortaya çıkması söz konusu değildir.
Mesela, İran'da radikaller ile mutedillerin, ekono-miye bakışlarında, dış politikaya bakışlarında bir farklılıkları var mı? Bunu kimse bilmiyor. Belki de yoktur.
Nedir, mutedilsin veya radikalsin fark buradan kaynak-lanıyor. Türkiye'de de giderek o hale getiriliyor. Tür-kiye'njn ekonomik meselelerinin çözümünde farklı ba-kışlar söz konusu değil. Laikler, muhafazakarlar veya radikaller diye bir takım ayrımlara gidiliyor. Bu demok-rasinin genel tarifinin dışında bir olay. Bu ülkelerde dikkat ediniz çözümlere veya dünyanın algılanmasına yönelik dış politikaya yönelik farklılıkların hiç birisini göremeyeceksiniz. Ama insanlar birbiri ile sabahtan akşama kadar kanlı bıçaklı savaş halinde olacaklar.
> Bu proje bölge ülkelerinin ekonomilerini nasıl etkiler?
M. KAYNAK: Suudi Arabistan'a baktığınız zaman, vatandaşlarının hayat standardı bir çok ülkenin vatan-daşlarından çok daha iyi şartlardadır. Yani akmasa da damlar cinsinden, bal tutan parmağını yalamaktadır a-ma buradaki zenginliklerin çok önemli bir kısmı Batıya akacaktır. Burada söz konusu olan, aslında petrolün, enerjinin kıtlığı değildir, kıtlık üzerine bir tartışma ve çatışma yok, Amerika Birleşik Devletleri'nin belki de en önemli sorunu bolluğu sınırlamaktır. Şu anda dünya üzerinde bir petrol sıkıntısı yoktur. Aksine yeni bir ta-kım kaynakların devreye girişi, doğalgazm kullanılı-şının artması, Orta Asya doğalgazınm Batıya doğru
gitmesi bir bolluk yaratacaktır. Bu bolluğun kontrol edilmesi gerekir. Bu bolluğun kontrol edilmesi ko-laydır, mümkündür. Mesela bazı alanlar devreden çıka-rılır. Amerika Birleşik Devletleri, kendi ülkesinde tarım ürünleri fazla olduğu zaman, çiftçiye şu kadar para al ekme diyor. Ama burada onu yapmaz. Ne yapar? Bu bölgede bir iç savaş çıkarır. Ve arada bir müdahale ya-par. O alan kullanılamaz. Öylece bir planlama yapılabilir rahatlıkla.
M. KAYNAK: Hayır. Demokrasi bu ülkelerde mümkün olmayan bir şey, çünkü, demokrasi insanların gelişme seviyeleri ile ilgili değildir. Demokrasi eko-nomik bir hadisedir. Başından beri şunu söylüyorum; bir ülkede demokrasi olması için rakip tarafların olması lazımdır. Bu rekabet ekonomik güç ile ortaya çıkar. Amerika Birleşik Devletleri'nde çok sayıda ekonomik güç olduğu için, bunların arasındaki rekabet, siyasi par-tileri doğurur. Oysa, ekonomik gücün tek olduğu ülke-de demokrasi olmaz. Çünkü, bütün kaynaklar elin-dedir. Suudi Arabistan'da herkes Oxford'tan mezun olsa yine demokrasi olmaz. Çünkü ekonomik kaynak tektir. O da petroldür. Petrol kimin elinde ise, bütün ba-sın yayın organlarına, eğitim sistemine hakim olacaktır. Rakiplerini boğar. Hatta hiç kimse onunla rekabete ce-saret edemez, çünkü ekonomik olarak kaybeder O halde ekonomik kaynaklar tek elde olunca, siyaset de tek elde olmak zorundadır. Bunu kimse bozamaz.
Demokrasi talepleri aslında burada daha özgür bir yaşamı teşvik etmek için değil, iki amaçla yapılmaktadır. Birincisi mevcut siyasi kadroların el değiştirmesi, ya bir seçim ile, ya da bir darbe ile değiş-tirilir, çünkü her ülkede hakim olan bir sınıf zümre vardır. Demokrasi olduğunda şu sonuç olur; kim orga-nize ise, kim onlara para akıtabiliyor ise, kim medyayı kontrol edebiliyorsa o seçilir. O başa çıkar.
İkincisi buradaki demokrasiler görünür gelecekte ideolojik farklılıklara dayanmayacaktır. Irk ve din temeline dayanacaktır. Kesinlikle, buradaki farklılıklar biraz evvel söylediğim batıdaki ekonomik güç farklılaş-masına benzemeyecektir. Mesela, Irak'ta gördüğünüz gibi, Kürt ile Sünnî veya Şii çatışacak. Şimdi bunun de-mokratik bir yanı var mıdır? Batı demokratik normlarıyla hiçbir ilişkisi var mıdır? Öyleyse bütün bu bölgede çok büyük bir farklılaşma ve ayrışma olur. Farklılaşma, burada lokal, o ülkeye has güçlerin oluşmasını engeller. Ve dışarının manipülasyonu, dı-şarının bu ülkeyi yönlendirmesi son derece kolay olur.
Irak Baas rejimi aslında bir bütündür ama demok-rasi geldiği zaman üç parçalıdır. Grupların her hangi birine nüfuz ederek, ittifak yaparak, başka gurupları
bertaraf edebilirsiniz. Birini öne çıkarır, birini geriye ar-tırabilirsiniz. Yani o ülkeyi kesinlikle yönlendirebilir-siniz. Kim yönlendirir? İki özeliği olan güç yönlendirir. Birincisi ekonomik gücü olacak, ikincisi organizasyon gücü olacak. Ve tecrübesi olacak. Bu da Amerika Birle-şik Devletleri'nde fazlasıyla var ve başka bir güç de gö-rünmüyor şu anda.
> Etnik ve dini çatışmalar derken neyi kastediyorsu-nuz? Biraz daha açabilir misiniz? Mesela Irak'ta bu tarzda oldu, Mısır'da veya Sudan'da nasıl bir yapı değişikliği olabilir?
M. KAYNAK: Mısır'da mesela kökten dincililerle, mutediller arasında çatışma oluyor. Benim söylemek is-tediğim, yakınlaşmaları fazla görmeyeceğiz, çatışmaları daha fazla göreceğiz. Çünkü bu çatışmalar oradaki mahalli güçlerin, oralara has güçlerin etkinliğini azaltır ve müdahale imkanı doğurur. Biz bunu Türkiye'de de görüyoruz. Mesela Türkiye'de de bu farklılaşmalar ve bu çatışmalar arttıkça ve iki taraf birbiriyle uzlaşmaz duruma düştükçe herkes desteği dışarıda aramak zorunda kalmaktadır. Burada demokrasi dediğiniz şey aslında barışı değil, çatışmaları tahrik edecektir. Ve dışarının nüfuzunu arttıracaktır. Çünkü bu ülkelerde yanlış veya doğru bir siyasi otorite vardır.
Diktatörleri yönlendirmek, yönetmek Amerika Bir-leşik Devletleri için daha kolay değil midir? Neden bölgede yukarıda vurguladığınız dini ve etnik çatışmaları körüklesin?
M. KAYNAK: Amerika Birleşik Devletleri uzlaştığı kimselere karşı herhangi bir operasyon yapmaz. Çok a-çık, mesela Libya eğer uzlaşıyorsa, orada herhangi bir çatışmaya girmez. Ama eğer geçinemiyor ise orada farklılıkları tahrik eder, mutlaka. Ve bu farklılıkları demokrasi adına yapar.
> Yani bölgenin tamamen çatışma alanı haline geti-rileceğini söylemiyorsunuz, Amerikan çıkarlarına göre bölgedeki değişimlerin farklılıklar göstereceğini söy-lüyorsunuz...
M. KAYNAK: Diyoruz ki, konu ele geçirmektir. Bu-rada eğer önünde bir engel var ise, orada yerleşmiş bir yapı var ise, demokrasi adına oraya müdahale edilecektir. Oradan demokrasi talep edilecektir. De-mokraside de tarafların çatışma nedeni sadece dini ve etnik nedenler olacaktır. Batıdaki nedenlerin hiç birisi burada söz konusu olmaz. Bizim anladığımız manada farklı çözümler üreten siyasi partilerin ortaya çıkması söz konusu değildir.
Mesela, İran'da radikaller ile mutedillerin, ekono-miye bakışlarında, dış politikaya bakışlarında bir farklılıkları var mı? Bunu kimse bilmiyor. Belki de yoktur.
Nedir, mutedilsin veya radikalsin fark buradan kaynak-lanıyor. Türkiye'de de giderek o hale getiriliyor. Tür-kiye'njn ekonomik meselelerinin çözümünde farklı ba-kışlar söz konusu değil. Laikler, muhafazakarlar veya radikaller diye bir takım ayrımlara gidiliyor. Bu demok-rasinin genel tarifinin dışında bir olay. Bu ülkelerde dikkat ediniz çözümlere veya dünyanın algılanmasına yönelik dış politikaya yönelik farklılıkların hiç birisini göremeyeceksiniz. Ama insanlar birbiri ile sabahtan akşama kadar kanlı bıçaklı savaş halinde olacaklar.
> Bu proje bölge ülkelerinin ekonomilerini nasıl etkiler?
M. KAYNAK: Suudi Arabistan'a baktığınız zaman, vatandaşlarının hayat standardı bir çok ülkenin vatan-daşlarından çok daha iyi şartlardadır. Yani akmasa da damlar cinsinden, bal tutan parmağını yalamaktadır a-ma buradaki zenginliklerin çok önemli bir kısmı Batıya akacaktır. Burada söz konusu olan, aslında petrolün, enerjinin kıtlığı değildir, kıtlık üzerine bir tartışma ve çatışma yok, Amerika Birleşik Devletleri'nin belki de en önemli sorunu bolluğu sınırlamaktır. Şu anda dünya üzerinde bir petrol sıkıntısı yoktur. Aksine yeni bir ta-kım kaynakların devreye girişi, doğalgazm kullanılı-şının artması, Orta Asya doğalgazınm Batıya doğru
gitmesi bir bolluk yaratacaktır. Bu bolluğun kontrol edilmesi gerekir. Bu bolluğun kontrol edilmesi ko-laydır, mümkündür. Mesela bazı alanlar devreden çıka-rılır. Amerika Birleşik Devletleri, kendi ülkesinde tarım ürünleri fazla olduğu zaman, çiftçiye şu kadar para al ekme diyor. Ama burada onu yapmaz. Ne yapar? Bu bölgede bir iç savaş çıkarır. Ve arada bir müdahale ya-par. O alan kullanılamaz. Öylece bir planlama yapılabilir rahatlıkla.
BuYuK ORTADOgU PROJESi'NiN ASiL AMACi NEDiR?
> Kitle imha silahlarına, etnik çatışmalara, ağır insan hakları ihlallerine engel olmak, uluslararası terörü kay-nağında kurutmak gibi gerekçelerle Amerika Birleşik Devletleri "Büyük Ortadoğu Projesf'sini gündeme ge-tirdi. Bunlar kamuoyuna açıklanan gerekçeler... Irak operasyonu da Irak'ta kitle imha silahları var ge-rekçesiyle başlamıştı. Buradan yola çıkarak sizce bu projenin asıl amacı nedir? Çünkü bu proje bugünün projesi olarak gözükmüyor, yıllar öncesinden düşü-nülmüş, üzerinde çalışılmış, planlanmış bir proje. Yak-laşık 20 senedir süren bir proje... Ne dersiniz hocam?
M. KAYNAK: Bu söylenen gerekçelerin maalesef hiç biri doğru değil. Bu projenin asıl amacını anlamak i-çin Amerika Birleşik Devletleri'nin gerçek sorununun ne olduğunu ve neyi çözmek istediğini bilmemiz gere-kir. Bazıları meseleye sadece askeri açıdan bakıyorlar ve Ortadoğu'nun askeri stratejik açıdan da önemli oldu-ğunu söylüyorlar. Bu bakımdan da Amerika Birleşik Devletleri'nin askeri stratejileri açısından önemli olan bu yere yerleşmek istediğini söylüyorlar.
Bu biraz fazla mübalâğlı bir iddia; çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nin şu anda karşılaştığı askeri tehdit geçmiştekinden çok daha az. Yani Sovyetler Birliği za-manındaki tehditten daha düşük düzeyde bir tehdide maruz, Rusya açısından. Ve zaten Amerika Birleşik Devletleri de tehdidin bunlardan geldiğini söylemiyor. İran, Irak, K. Kore gibi birtakım küçük anlamsız, kendi gücü ile mukayese edilemeyecek güçleri gösteriyor ve diyor ki bunlara karşı ben askeri açıdan bir takım yer-lere konuşlanıyorum. Bu doğru değildir. Anlamsızdır. Askeri açıdan hesaba katılamayacak ülkeler bunlar.
ikincisi, bazıları diyor ki, aslında Amerika Birleşik Devletleri petrolün ve enerji kaynaklarının bulunduğu bir alanı kontrol etmek istiyor. Dikkat ederseniz Büyük Ortadoğu Projesi dünya kaynaklarının çok önemli bir kısmını ihtiva eden bölgeler. Biz bunun da doğru olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü enerjiye hakim olmak demek, onun kuyularının üzerinde asker bulundurmak değildir. Piyasaya hakim olduğunuz zaman, zaten o alanı kontrol ediyorsunuz sayılır. Amerika Birleşik Devletleri'nin bu konuda herhangi bir rakibi de söz konusu değil.
Bir başka açıdan baktığınız zaman, bu Büyük Orta-doğu Projesi'ni kapsayan ülkeler adeta bir İslam coğrafyası. Eğer İslam'ın sınırlarını çiz deseydiniz aynı sınırları çizerdiniz. O zaman şunu mu düşünmemiz la-zım acaba, mesele dini bir kaygı mıdır? Ve Amerika Birleşik Devletleri, Hıristiyanlığa karşı bir İslam başkal-dırısını engellemeye mi çalışıyor, sorusunu sormak la-zım. Böyle bir endişelerinin olduğunu da zannetmi-yorum. Çünkü buradaki insanların dinini değiştirmek gibi bir amaçları yok. İslam olarak kalacaklardır, bu ülkeler.
> Buradaki islam varlığının bir tehdit olmadığını mı söylüyorsunuz?
M. KAYNAK: İslam'ın varlığı bir tehdit oluşturmaz. Bir insanının Müslüman oluşu mutlaka Amerika Birleşik Devletleri ile karşı karşıya olacağı anlamına gelmez. Nitekim geçmişte de böyle bir karşı gelmeme durumu var. Birçok İslam ülkesi ile Amerika Birleşik Devletleri müttefiktir.
> Amerika Birleşik Devletleri karşısında tehdit oluşturan bir İslam ülkesi de yoktur mu diyorsunuz?
M. KAYNAK: Anlamlı bir güç de yok. İslam, şu anda bir dini niteliğinin yanında ezilen insanlar m ide-olojisi konumuna geliyor. Bunun nazarı itibara alınması gereken bir husus olduğunu da söylemek lazım. Bu şu anlama gelir; İslam başlı başına bir tehdit olmasa bile bazı güçler İslam coğrafyasını ve dünyasını kullanarak,
Amerika Birleşik Devletleri'ni bölgede zor duruma dü-şürebilirler ve bölgeden uzaklaştırabilirler.
O zaman şunu söylemek zorundayız; bölgenin Amerika Birleşik Devletleri için önemi nereden kaynaklanıyor? Önceki konuşmalarımızda buna bir çok kere değindik; dedik ki, aslında dünya üzerindeki problem, ekonomik problemdir. Şu anda dünya üzerindeki ekonomik yapı şöyle işlemektedir; Avrupa ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri ürettikleri malların önemli bir kısmını Amerika Birleşik Devletleri 'ne ihraç ediyorlar. İhraç mallarının karşılığında da herhangi bir bedel almıyorlar. Amerika Birleşik Devletleri borçlanıyor. Bunun Avrupa ülkeleri veya Ortadoğu ülkeleri açısından çaresi, bu borç verme mecburiyetinin ortadan kalkması, ancak yeni pazar bulmalarıyla mümkündür. Böyle bir pazar bulduklarında, mallarını artık Amerika Birleşik Devletleri'ne ihraç etme mecburiyetinde kalmazlar ve buradan da sadece senet veya tahvil değil, mal ve hizmet alırlar, böyle bir denge kurulabilir.
Ve biz şunu söyledik; bu coğrafya Avrasya'dır. O zaman adma Avrasya diyorduk, şimdi Büyük Ortadoğu haline geldi. Demek ki, aslında Amerika Birleşik Dev-letleri rakibinin pazarlarını ve rakibini güçlü kılacak o-lan bu coğrafyayı, rakibinden önce kontrol etmek isti-yor. Ve diyor ki, dünyada bu güne kadar devam eden e-konomik yapı ve dengeler devam etsin. Yani siz ticaretinizi, ekonomik ilişkilerinizi benimle sürdürün. Avrupa ülkelerine söylüyor, Ortadoğu ülkelerine, Japonya'ya söylüyor bunu... Biz ekonomik bir bütün halinde kala-lım ve bunun orkestra şefi ben olayım, ben kontrol ede-yim diyor. Çünkü bunun kendisine çok büyük ekono-mik yararları vardır. Amerika Birleşik Devletleri senede 500 milyar dolarlık dış ticaret açığı veriyor ve bunu da başkaları finanse ediyor. Bu bir kaynak aktarımıdır Amerika Birleşik Devletleri 'ne. Eğer bu kaynak aktarı-mı kesilirse Amerika Birleşik Devletlerindeki ekono-mik daralma 500 milyar dolarla sınırlı kalmaz, bu arta-rak, katlanarak bir kar topu gibi artar, Amerikan eko-nomisini hızla küçültür.
Buna karşılık mesela Güney Amerika'yı hedef olarak veremezsiniz, çünkü bir ülkeden kaynak aktarabilmek için, mesela Güney Amerika'dan, Kuzey Amerika'ya kaynak aktarabilmeniz için burada bir üretim fazlalığının olması lazımdır. Oysa oradaki insanlar aç. Aç insan sömürülemez. Diğer taraftan me-sela petrolleri de yok. Güney Amerika'dan dışarıya verilebilecek kahve, muz filan var.
Ama düşünün ki, Orta Asya Cumhuriyetleri veya Ortadoğu ülkeleri çok büyük enerji kaynaklarına sahip-tir. Ve kendileri ben yiyeceğim dese yiyemez. Mutlaka dışarıya vermek zorundalar. Bütün o kaynakların hep-sinin başkalarına aktarılma mecburiyeti vardır.
M. KAYNAK: Bu söylenen gerekçelerin maalesef hiç biri doğru değil. Bu projenin asıl amacını anlamak i-çin Amerika Birleşik Devletleri'nin gerçek sorununun ne olduğunu ve neyi çözmek istediğini bilmemiz gere-kir. Bazıları meseleye sadece askeri açıdan bakıyorlar ve Ortadoğu'nun askeri stratejik açıdan da önemli oldu-ğunu söylüyorlar. Bu bakımdan da Amerika Birleşik Devletleri'nin askeri stratejileri açısından önemli olan bu yere yerleşmek istediğini söylüyorlar.
Bu biraz fazla mübalâğlı bir iddia; çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nin şu anda karşılaştığı askeri tehdit geçmiştekinden çok daha az. Yani Sovyetler Birliği za-manındaki tehditten daha düşük düzeyde bir tehdide maruz, Rusya açısından. Ve zaten Amerika Birleşik Devletleri de tehdidin bunlardan geldiğini söylemiyor. İran, Irak, K. Kore gibi birtakım küçük anlamsız, kendi gücü ile mukayese edilemeyecek güçleri gösteriyor ve diyor ki bunlara karşı ben askeri açıdan bir takım yer-lere konuşlanıyorum. Bu doğru değildir. Anlamsızdır. Askeri açıdan hesaba katılamayacak ülkeler bunlar.
ikincisi, bazıları diyor ki, aslında Amerika Birleşik Devletleri petrolün ve enerji kaynaklarının bulunduğu bir alanı kontrol etmek istiyor. Dikkat ederseniz Büyük Ortadoğu Projesi dünya kaynaklarının çok önemli bir kısmını ihtiva eden bölgeler. Biz bunun da doğru olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü enerjiye hakim olmak demek, onun kuyularının üzerinde asker bulundurmak değildir. Piyasaya hakim olduğunuz zaman, zaten o alanı kontrol ediyorsunuz sayılır. Amerika Birleşik Devletleri'nin bu konuda herhangi bir rakibi de söz konusu değil.
Bir başka açıdan baktığınız zaman, bu Büyük Orta-doğu Projesi'ni kapsayan ülkeler adeta bir İslam coğrafyası. Eğer İslam'ın sınırlarını çiz deseydiniz aynı sınırları çizerdiniz. O zaman şunu mu düşünmemiz la-zım acaba, mesele dini bir kaygı mıdır? Ve Amerika Birleşik Devletleri, Hıristiyanlığa karşı bir İslam başkal-dırısını engellemeye mi çalışıyor, sorusunu sormak la-zım. Böyle bir endişelerinin olduğunu da zannetmi-yorum. Çünkü buradaki insanların dinini değiştirmek gibi bir amaçları yok. İslam olarak kalacaklardır, bu ülkeler.
> Buradaki islam varlığının bir tehdit olmadığını mı söylüyorsunuz?
M. KAYNAK: İslam'ın varlığı bir tehdit oluşturmaz. Bir insanının Müslüman oluşu mutlaka Amerika Birleşik Devletleri ile karşı karşıya olacağı anlamına gelmez. Nitekim geçmişte de böyle bir karşı gelmeme durumu var. Birçok İslam ülkesi ile Amerika Birleşik Devletleri müttefiktir.
> Amerika Birleşik Devletleri karşısında tehdit oluşturan bir İslam ülkesi de yoktur mu diyorsunuz?
M. KAYNAK: Anlamlı bir güç de yok. İslam, şu anda bir dini niteliğinin yanında ezilen insanlar m ide-olojisi konumuna geliyor. Bunun nazarı itibara alınması gereken bir husus olduğunu da söylemek lazım. Bu şu anlama gelir; İslam başlı başına bir tehdit olmasa bile bazı güçler İslam coğrafyasını ve dünyasını kullanarak,
Amerika Birleşik Devletleri'ni bölgede zor duruma dü-şürebilirler ve bölgeden uzaklaştırabilirler.
O zaman şunu söylemek zorundayız; bölgenin Amerika Birleşik Devletleri için önemi nereden kaynaklanıyor? Önceki konuşmalarımızda buna bir çok kere değindik; dedik ki, aslında dünya üzerindeki problem, ekonomik problemdir. Şu anda dünya üzerindeki ekonomik yapı şöyle işlemektedir; Avrupa ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri ürettikleri malların önemli bir kısmını Amerika Birleşik Devletleri 'ne ihraç ediyorlar. İhraç mallarının karşılığında da herhangi bir bedel almıyorlar. Amerika Birleşik Devletleri borçlanıyor. Bunun Avrupa ülkeleri veya Ortadoğu ülkeleri açısından çaresi, bu borç verme mecburiyetinin ortadan kalkması, ancak yeni pazar bulmalarıyla mümkündür. Böyle bir pazar bulduklarında, mallarını artık Amerika Birleşik Devletleri'ne ihraç etme mecburiyetinde kalmazlar ve buradan da sadece senet veya tahvil değil, mal ve hizmet alırlar, böyle bir denge kurulabilir.
Ve biz şunu söyledik; bu coğrafya Avrasya'dır. O zaman adma Avrasya diyorduk, şimdi Büyük Ortadoğu haline geldi. Demek ki, aslında Amerika Birleşik Dev-letleri rakibinin pazarlarını ve rakibini güçlü kılacak o-lan bu coğrafyayı, rakibinden önce kontrol etmek isti-yor. Ve diyor ki, dünyada bu güne kadar devam eden e-konomik yapı ve dengeler devam etsin. Yani siz ticaretinizi, ekonomik ilişkilerinizi benimle sürdürün. Avrupa ülkelerine söylüyor, Ortadoğu ülkelerine, Japonya'ya söylüyor bunu... Biz ekonomik bir bütün halinde kala-lım ve bunun orkestra şefi ben olayım, ben kontrol ede-yim diyor. Çünkü bunun kendisine çok büyük ekono-mik yararları vardır. Amerika Birleşik Devletleri senede 500 milyar dolarlık dış ticaret açığı veriyor ve bunu da başkaları finanse ediyor. Bu bir kaynak aktarımıdır Amerika Birleşik Devletleri 'ne. Eğer bu kaynak aktarı-mı kesilirse Amerika Birleşik Devletlerindeki ekono-mik daralma 500 milyar dolarla sınırlı kalmaz, bu arta-rak, katlanarak bir kar topu gibi artar, Amerikan eko-nomisini hızla küçültür.
Buna karşılık mesela Güney Amerika'yı hedef olarak veremezsiniz, çünkü bir ülkeden kaynak aktarabilmek için, mesela Güney Amerika'dan, Kuzey Amerika'ya kaynak aktarabilmeniz için burada bir üretim fazlalığının olması lazımdır. Oysa oradaki insanlar aç. Aç insan sömürülemez. Diğer taraftan me-sela petrolleri de yok. Güney Amerika'dan dışarıya verilebilecek kahve, muz filan var.
Ama düşünün ki, Orta Asya Cumhuriyetleri veya Ortadoğu ülkeleri çok büyük enerji kaynaklarına sahip-tir. Ve kendileri ben yiyeceğim dese yiyemez. Mutlaka dışarıya vermek zorundalar. Bütün o kaynakların hep-sinin başkalarına aktarılma mecburiyeti vardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)